Günümüzün Ebu Cehilleri
EBU CEHİLLERİN DİNDARLIĞI
Öncelikle "İslam Tarihi" teriminin kullanılmasına itiraz ederek başlamak istiyorum.
"İslam tarihi" yerine "Müslümanlık tarihi" terimini kullanılmasının daha uygun olacağı düşüncesindeyim. Çünkü Hz. Muhammed' den başlayarak çok çeşitli görüşteki insanlar kendilerini Müslüman olarak tanımlamışlardır. Muaviye de Müslümanım demiştir, Ömer bin Hattab da... Celâleddîn-i Rûmî de Müslümanım demiştir, Haccâc-ı Zâlim de… Hasan Sabbah da Müslümanım demiştir Muhammed Ali de… Vahşice kan döken terör örgütlerinin mensupları da Müslümanım demiştir, hümanist aktivistler de... Yakın tarihte Kaddafi, Saddam Hüseyin de Müslümanım demiştir, Malcolm X de, hatta Adnan Oktar da… Bu kadar farklı hayat görüşü ve ahlak anlayışı olan insanların düşünce ve aktivitelerinin ortak bir tarih kategorisinde toplanması gerekiyorsa bunun adı "İslam Tarihi" değil "Müslümanlık Tarihi" olmalıdır. Bu tarihi oluşturan birikimler; lider sıfatlı bireyler ve aldıkları bireysel veya siyasi kararlarıdır ve İslami olmayabilir. İslam dininin gelişmesi ve kemâlatı Muhammed Peygamberin ölümü ile tamamlanmış ve akabinde kalanlar ve gelenler tarafından geliştirilmeye değil değiştirilmeye başlanmıştır. Zamanla üzerine menfaatler ve farklı fikirler eklendikçe artık ismi İslam olmaktan çıkmış Sünnilik, Şiilik, Alevilik, Caferilik, Hanefilik, Şafiilik, Nakşilik, vs. olmaya başlamıştır. Hz. Peygamber hayattayken ona "İslam nedir?" diye sorulsaydı cevap olarak "Kuran'ın anlattıkları ve ölümümden sonra yüzyıllar boyunca gelecek din ve devlet adamlarının ekleyeceği şahsi fikirleridir." demeyeceği aşikârdır.
Bu bağlamda Müslümanlık Tarihi kaynaklarına göre Ebu Cehil kimdir ve Ebu'l-Hakem iken nasıl oldu da Ebu Cehil olmuştur? Ebu Cehil'in evinin yerine tuvalet yapanlar, Ebu Bekir'in evinin yerine de neden 5 yıldızlı oteller yapmışlardır?
Ebu Cehil, yani cehaletin babası, gerçek ismi Amr bin Hişam yaklaşık 570' lerde Mekke' de doğdu. "Ebu Cehil" den önceki lakabı şaşırtıcı olsa da Ebu'l-Hakem yani bilgeliğin babasıydı.
Amr bin Hişam koyu bir Arap milliyetçisi…
Tam bir atalar dini savunucusu…
Mekke şehrinin eski liderlerinden birisi…
Zekâsı ve sosyal statüsü ile ciddi bir otorite…
Çok tanrılı dönemde Mekke'nin kölelik temeline oturan hiyerarşik ticaret düzeninin koruyucusu ve yöneticisi…
Kureyş kabilesinin önemli meseleleri görüşüp karara bağladığı Dârünnedve üyesi…
İlk vahiy gelene kadarda Mekkeliler tarafından saygı duyulan bir önder…
Kureyş kabilesinin kabul gören en bilgili kişisi…[1]
Ta ki birisi çıkıp da Tevhidi ilan edip "Allahtan başka ilah yoktur" diyene kadar... Aslında bu tevhit sözünden ziyade onu daha çok rahatsız eden konu, arkadaşları[2] Muhammed'in köleler ve ticaret hukuku hakkında adalet vaat etmesiydi.
Kureyş kabilesi Mekke halkının büyük çoğunluğunu oluşturan birçok farklı soyların ortak ismiydi. Kureyş kabilesi Kusayy, Teym, Adiyy, Esed, Zühre, Mahzum, Seh, Amir, Haris, Cumah ve Muharib soylarından oluşuyordu. Tahmin edileceği üzere günümüzdeki aşiretler gibi bu soylar arasında da yer yer rekabet, yer yer ise husumetler oluyordu. Bu rekabet sonucu soylardan birisi herhangi bir eylem yaptığı zaman; bu iyilik, kötülük, ticaret vs olabilir, diğer soylar da benzerini yaparlardı. Hatta bu rekabet ortamı sadece soylar arasında değil bir üst düzeyde kabileler arasında da devam etmekteydi.[3] Ancak soylardan birinden çıkan bir peygamberlik iddiası bu rekabet ortamında dengeleri bozan ve oldukça iddialı bir durumdu. Bu düşünceyi desteklercesine Kureyş kabilesinden olmayan bir Arap "Vallahi ben Muhammed'in söylediklerinin hak olduğunu biliyorum. Bu konuda herhangi bir şüphem yok. Fakat Kureyşliler 'Hicabet bizde olsun' dediler. 'Peki' dedik. 'Nedve bizde olsun' dediler. 'Peki' dedik. 'Sikaye bizde olsun' dediler. 'Peki' dedik. Şimdi ise peygamber bizden diyorlar. Hayır, vallahi yapamam; onların adamına kesinlikle bağlanamam" [4] demiştir.
Aslında tarihi kaynaklar incelendiğinde görülüyor ki peygamberi ve tebliğ ettiklerinin kabullenmekte zorlananlar, hatta ona karşı direnenler çoğunlukla farklı soylardan olan kanaat önderleridir. Peygamberlik iddiasının sahibinin kendi grubundan olmaması, rekabet halindeki soylar için güç dengelerini alt üst edecek bir değişkendi.
Amr bin Hişam'ın otoritesini ve ekonomik durumunun verdiği psikolojik rahatlığı İslam tebliği başladıktan sonra kaybetmeye başlamıştı. Amr bin Hişam'ın ve onun gibi düşünenlerin dâhil ve memnun oldukları düzen göze batmaya daha da önemlisi eleştirilebilmeye başlanmıştı. İnsan psikolojisi için oldukça aşındırıcı olan gelecek kaygısı İ İslam'a geçenlerde Allah'a teslimiyet sonucu kaybolurken, Amr bin Hişam ve onun gibilerde güç kaybettikleri için artmaya başlamıştı. Kabileden birileri İslam dinine geçerse Amr bin Hişam, o kişiyi kabile dostları önünde aşağılar küçük düşürürdü (bir nevi reddiye yapardı), böylece kendi müritleri arasında o kişi saygınlığını yitirirdi, İslam dinine geçen tüccarlar da Amr bin Hişam 'dan zarar görürdü. İslam'a geçen bir tüccar olduğu anda kimsenin o tüccarla iş yapmamasını isterdi. Sonuç olarak, İslam'a geçen tüccarlar yoksullaşırlardı.
Yeni gelen bu din Amr bin Hişam'a anlatıldığı zaman "Bu sözler eskilerin masalları" der karşı çıkardı.[5] Otoritesine meydan okuyan bu yeni din, İbrahim peygamberden sonra asırlar boyunca yozlaşarak gelen Arap dinine bir miktar benziyordu. Namaz vardı oruç vardı tavaf vardı… Ancak adalet ve tevhit zamanla İbrahim'i öğretiden kaybolmuştu ve bu yeni adalet anlayışı bazılarının işine gelmiyordu.
Arkasından milyonları sürükleyen ve zamandan bağımsız olan Kuran, elbette tüm zamanlar içerisinde sadece 60-65 yılı işgal etmiş bir kişiyi muhatap alıp, onun zulümlerini ve hatada ısrarlarını eleştirerek kişiye özel ve belli bir zaman dilimine hapsolmuş ayetler içermemelidir. Dolayısıyla Ebu Cehil ve Ebu Leheb'i birer birey olarak görmektense eylemlerini birer sembol olarak görmek gerekir. Bu zihniyetin temsilcileri de çağlara ayak uydurarak, her çağda, insanlığın önüne çıkmaya devam etmişlerdir ve edeceklerdir de. Bu sebeple Amr bin Hişam'ı Mekke'de ve 600'lü yıllarda değil kendi coğrafyamızda, kendi çağımızda aramalıyız. Hatta kendi nefsimizde…
Kuran anlatılarını her zaman tüm coğrafyalar ve tüm zamanlar için bu şekilde değerlendirmek gerekir. Her birey kendi toplumunda kendi zaman diliminde ve kendi coğrafyasında aramalı Ebu Cehilleri. Aksi takdirde evinin yerine tuvalet yapılmış tarihi bir karakter olarak kalacaktır.
Şimdi yukarıdaki tarihsel bilgiler ışığında günümüzdeki Ebu Cehilleri arayalım.
Günümüz Anadolu topraklarında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmasına rağmen Arap milliyetçisi cemaat önderleri ya da siyasetçiler düşünelim. Arap milliyetçisi olduğu için sakal cübbe ve sarık kullanan ya da kullananlara çanak tutan ve bunu inandığı dinin önemli bir gereği zanneden veya sakallı cübbeli grupları siyasi çıkar olarak kullanıp hoş gören liderler, cemaat önderleri...
Bu toplulukların sempatizanları da kalabalık bir gücün parçası olabilmek adına, çıkar adına, toplumda veya devlet içindeki dünyalık işlerini kolaylıkla çözebilmek adına bu liderlerin peşinden giderler. Bu tip grupların lideri ve lidercikleri topluluklar içerisinde ticaret önderi sayılır, kendinden olanı kayırıp, kendinden olmayanı elinden geldiği kadar ötekileştirip yerer, sosyolojik ve ticari olarak yaşama hakkı tanınmazlar, hiçbir elle tutulur iş yapmamalarına rağmen liderler ve lidercikler servetine servet katmaya devam eder bu tip hiyerarşik yapılar.
Atalarının dinini koruyup kollayan ve en önemlisi de atalarının dininin ve siyasi-ticari duruşlarının asla eleştirilmesine tahammül göstermeyen hiyerarşik toplulukların bireyleri, aralarında bir anlaşmazlık olduğu zaman, liderin ya da liderciklerin huzuruna çıkılıp mantık aranmaksızın emirlerine razı gelirler ve böyle bu çıkar sistemine alıştıkları için de artık yönetilmez, güdülürler.
Hatta bazıları o kadar ileri giderler ki, hükmün sadece Allah'a ait olduğu ahiretteki kararları bile şimdiden verme cesaretine sahip görürler kendilerini. Ümmeti onlarca parçaya bölüp sadece kendi cemaatlerini cennetle müjdeleyip, geri kalan herkesi cehenneme atma cesareti, Yahudilik inancının ta kendisi olmasına rağmen bu cemaatlerin çoğunda görülmektedir.
Özetle, toplumlarda, bu özelliklere sahip olan her lider ve her lidercikler ve bu sisteme çıkar amaçlı dahil olan her bireyler, ayrı ayrı olarak başlı başına birer Ebu Cehil veya Ebu Cehilciktir. Bu tip topluluklar da Ebu Cehiller ordusudur.
Kimse çocuğuna Ebu Cehil ismini koymasa da namı yürüyen nice Ebu Cehillerin arasında yaşıyoruz bu çağda. O zaman ki mücadele gücü ve inancı bugün kimsede olmadığı için ya da Ebu Cehiller daha güçlü oldukları için elden pek de bir şey gelmiyor!
Amr Bin Hişam'ın evinin olduğu yere tuvalet inşa etmekle yetinip, günümüzde de süregelen Ebu Cehillik ile mücadele etmemek büyük bir akıl tutulmasıdır. Şimdi çağımızda ve coğrafyamızda kimlerin Ebu Cehil olduklarını bir kez daha düşünmeliyiz.
Kıvanç Şengöz 24.10.2023
[1] Sahih el-Buhari
[2] Tekvîr Suresi 22. Ayet
[3] Hz. Muhammed'in Hayatı ve İslam Daveti (Celaleddin Vatandaş)
[4] Ibn Ishak, Siyer,271;Zehebi, Tarihü'l İslam,11/72,73
[5] Kalem suresi 15. ayet