Çocukluk evresinde yemek masası, sadece beslenme ihtiyacının
giderildiği bir alan değil; adaletin, sevginin ve "benlik" algısının
test edildiği küçük ama önemli bir dünyadır. Doğal olarak rekabet ile başlayan
bir hayat zamanla dengeli bir diğerkamlığa dönüşebilmelidir. Bir çocuğun kendi
tabağındaki yemeğin kardeşininkinden daha "bol" ya da
"güzel" olmasını arzulama dürtüsü, yetişkin gözüyle bakıldığında
basit bir açgözlülük gibi görünse de aslında derin bir evrimsel ve psikolojik
kökene dayanır. Aslında evrimsel sürecimiz yani içten gelen güdüler bizi hayatta
kalmak adına rekabete yönlendirir.
Çocuk için tabaktaki fazla köfte ya da daha büyük dilim
pasta, sadece kalori demek değildir; o, ebeveynin sevgisinin ve ilgisinin somut
bir birimidir. "Benim tabağım daha dolu" düşüncesi, bilinçaltında
"Ben daha değerliyim" veya "Ben daha çok korunuyorum"
mesajına eşdeğerdir. Bu birincil narsisizm evresinde çocuk, dünyayı kendi
ihtiyaçları üzerinden kurgular. Kardeşin tabağına atılan o kıskanç bakış,
aslında bireyin kendi varlığını ve sınırlarını diğerine göre konumlandırma
çabasıdır.
Madalyonun diğer yüzünde ise şaşırtıcı bir kırılma noktası
vardır: Çocuğun kendi hakkından vazgeçerek "iyi olanı" kardeşine
sunması yani empati yetisini geliştirmesi, bilişsel gelişimde devasa bir
adımdır. İşte bu kırılma noktasına ulaşırsa çocuk, benmerkezciliktenuzaklaşıp,
karşısındakinin zihnini ve duygularını anlama yetisini kazandığında fedakârlık
başlar.
Kendi tabağını kardeşine ikram eden çocuk, aslında şu
karmaşık duygusal süreci yönetmektedir:
Daha yüksek bir manevi tatmin için kendi anlık arzularından
vaz geçer. Kardeşinin mutlu olduğunu gördüğünde, bu mutluluğu sanki kendi
yaşıyormuş gibi hisseder. Son olarak vicdan ve ahlak gelişimi açısından "Doğru
olanı yapma" dürtüsü, yani süper-ego, dürtüsel arzuların önüne geçer.
Sonuç olarak bu değişim: amigdalanın yönettiği hayvani
benlikten, frontal lobun yönettiği insani benliğe geçiş aşamasıdır. Ancak bu
iki kutup arasındaki git geller, dengeli olmalıdır ve dış müdahaleler bilinçli
yapılmalıdır. Çünkü bu süreç yetişkinliği boyunca çocuğun boynuna asılı kalacak
olan karakterinin mayalanma sürecidir. Sürekli kendi tabağını koruma hırsı bir güvensizlik
işaretine dönüşebileceği gibi; sürekli ve aşırı fedakârlık da çocuğun kendi
ihtiyaçlarını yok sayan bir "onaylanma ihtiyacı" patolojisine
dönüşebilir.
Ebeveynlerin buradaki rolü, kardeşlerin paylarından ziyade,
bu duyguların altındaki mesajı okumaktır. Paylaşma eylemi, zorlamayla değil;
çocuğun "benim hakkım korunuyor, güvendeyim, o halde
paylaşabilirim" demesiyle gerçek bir erdeme dönüşür. Sonuçta o
tabaktaki yemek biter, ancak o anki seçimlerin ruhsal izi bir ömür boyu kalır.
Kıvanç Şengöz 14/05/2025
Web sitemizin doğru şekilde çalışmasını, güvenliğini sağlamak ve mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini tarafınıza sunmak için çerezleri kullanmaktayız.
Gelişmiş ayarlar
Çerez tercihlerinizi burada özelleştirebilirsiniz. Aşağıdaki kategorileri etkinleştirin veya devre dışı bırakın ve seçiminizi kaydedin.
Temel çerezler, web sitemizin güvenli ve doğru bir şekilde çalıştırılması için gereklidir.
Fonksiyonel çerezler, web sitemiz için tercihlerinizi hatırlatır ve web sitemizin özelleştirilmesini de etkinleştirir.
Performans çerezleri, web sitemizin performansını izlemektedir.
Pazarlama çerezleri, web sitemizin performansını ölçmemize ve analiz etmemize imkan sağlamaktadır.