"zaman ve kader" üzerine düşünceler
Zamanın ruhu Zamanın varlığı, yokluğu, ölçümü, hızı, öncesi ve sonrası standart insan aklı ve ilmi çerçevesinde kolaylıkla idrak edilebilecek bir konu değil bu sebeple basitleştirilmiş örnekler ile yola çıkıp yavaş yavaş derinleşmekte fayda olduğunu düşünüyorum. Öncelikle zamandan bahsetmek için bir kaç kavramın basitçe tanımını yapmak istiyorum. İlk önce maddeden başlamak gerektiği kanısındayım. Madde en basit tabiri ile uzayda yer kaplayan şeydir. Hepimizin bildiği gibi atomlardan oluşur ve burası çok önemli atomlar %99.9999999999999 boşluktan oluşur. Kapladıkları hacmini sadece %0,0000000000001 i çekirdek ve elektronlardan oluşur. Eğer atomun içindeki boşluğu %100 olarak sıkıştırabilseydik dünyada yaşamakta olan tüm insanları bir avucumuza sığacak kadar sıkıştırmış olurduk.
Şimdi Entropi kavramını anlamaya çalışalım.. Entropi nedir ve felsefi açıdan bize ne ifade eder? Entropi Termodinamiğin ikinci yasasıdır, tüm evrenin en temel yasalarından birisidir. Bu yasa, evrende düzensizliğin sürekli olarak tek yönlü bir şekilde arttığını söyler. Bir bardağın eninde sonunda kırılacak olması bir insanın asla gençleşmeyip kesinlikle yaşlanıyor olması, bir dağın milyonlarca yılda da olsa aşınarak küçülmesi entropinin ne olduğunu ve nasıl tek yönlü olduğunu anlamak için basit örneklerdir. Bir başka deyişle düzenden kaosa doğru tek yönlü bir gidiştir.
Uzay ve zaman bağlantısı: Aslında uzay(yani mekan) ile zaman kavramı ayrı ayrı kavramlar değil bir bütünün parçalarıdır. Aristo'ya göre zaman hareket sonucu ortaya çıkar ki bu çok doğru ve bilimsel bir gerçektir. Uzay-zaman konusu her ne kadar önemli bir nokta olsa da şimdilik burada değinmek istemiyorum çünkü Uzay-zaman konusu gerektiği kadar fizik bilmeden anlaşılması oldukça zor bir konudur. Ancak basit şekildeuzayın ve zamanın bağlantısını ifade etmek gerekirse; zamanın var olması için bir şeylerin hareket ediyor olması gerektiği söylenebilir. Yani uzay var olabilmek için zamana, zaman da var olabilmek için uzaya ihtiyaç duyar. Dikkat edelim zamanın sadece ölçülebilmesi için değil var olabilmesi için hareket olması gereklidir. Zamanı algılamak için bile nöronlarımızı (sinir hücrelerimiz) birbirine bağlayan sinapslerden elektrik akımı veya kimyasal yöntemle ileti aktarılır. Bu aktarım bir nevi kablolu telefon gibi düşünülebilir. Bu aktarım da bir harekettir ve zamanla aktarım sağlanır. Nasıl ki hareket hızını ölçmek için zamana muhtaç isek tersi olarak zamanında varlığından bahsedebilmek için harekete muhtaçtır. Hatta zamanın neredeyse kusursuz bir şekilde ölçülmesi için kullanılan ve hepimizin duymuş olduğu atom saatleri sezyum atomunun elektronlarının 1 saniyede 9.192.631.770 kez salınım yapması ve bu sayede bizim 1 saniyeyi müthiş bir hassasiyet ile ölçebilmemizi sağlar.
Şimdi bu temel bilgileri kullanarak bir düşünce deneyi kuralım. Negatif ve pozitif sayılardan oluşan sonsuz uzunlukta (bize göre sonsuz) bir sayı doğrusu üzerinde yürüdüğünüzü hayal edin. Bulunduğumuz nokta her an sıfır noktası olarak güncelleniyor ve geride kalan sayılar – 1,-2,-3 şeklinde devam ediyor. Bu sayı doğrusu üzerinde küçük küçük notlar olsun ancak elinize alıp okuduğunuz zaman ne yazdığını görebiliyorsunuz. Notlarda bu yolda nasıl daha güvenli yürüyeceğiniz ile ilgili cümleler olduğu gibi tuzak cümleler de var. Notlara uymak ya da uymamak tamamen sizin elinizde. Yolun sahibi olmasak da... Sistem gereği geriye doğru yürünemiyor ve duramıyorsunuz, sürekli ileriye doğru yürüyorsunuz. Bazen biraz hızlı bazen biraz yavaş ama durmaksızın hep ileriye doğru yürüyorsunuz. Geriye doğru yürüyemesek de arkamıza dönüp bakmamız serbest. Notları cebimizde biriktirebiliyoruz. Arkamızda hangi sayıları ve hangi notlara uyup hangilerine uymadığımızı bilebiliyoruz ama önümüzde neler olduğunu ancak oraya vardığımızda görüp idrak edebiliyoruz.
İşte basitçe zamanın içindeki hareketimizi bu şekilde düşünebiliriz. Sayı doğrusu, zaman ve mekân, Sayı doğrusu üzerinde tek yönde ilerleyebilmek de entropinin ta kendisidir. İlerlerken yaşlanırız, ayakkabımız eskir, ayağımız nasır tutar, bazen de iyileşir belki ama hiç bir zaman eskisinden daha genç ve daha iyi daha yeni olmaz. İşte bu entropidir. Ve sayı doğrusu üzerinde geçtiğimiz her bir sayı zamandır.
Şimdi düşünce deneyimizin ikinci bölümüne geçelim. Bir anlığına entropinin tek yönlü olma kuralını yok sayalım. Yani geriye doğru yürüyelim. Yani kaostan düzene doğru. Yani genişleyen evrenden daralan evrene doğru. Yeteri kadar geri gittiğimiz zaman evrendeki her madde yani her atom git gide birbirine yaklaşır ve atomun içindeki tüm boşluklar sıkışır ve ta ki büyük patlama anına kadar. Daha geriye gidemeyiz çünkü daha gerisi fizik kurallarına göre yoktur. Fizikçilerin tekillik noktası dedikleri evrendeki tüm madde ve enerjinin sıkışıp zerre haline geldiği o küçük noktadan başka hiç bir şey yoktur... İşte tam da bu nokta da tüm atomlar ve hatta tüm atom altı parçacıklar birbirlerine kusursuz bir şekilde yapıştıkları için artık hareket denilen, hareket edilebilen bir hacim dolayısı ile zaman denilen kavram ortadan kalkmış oldu. İşte bu noktaya kadar fizik bilimi ile gidebiliyor olmamıza rağmen, insan aklı düşünebilmek için bile zamana muhtaç olduğu için bu noktadan ötesini (öncesini değil, zaman olmadığı için ötesini) düşünmek artık fiziğin konusu olmaktan çıkıp felsefenin konusuna girer. Bu noktadan ötesi çaresiz bir şekilde bir fizik üstü, zaman üstü, mekan üstü güce varıyor. Bu güce kimisi Allah diyor, kimisi tanrı... Ya da bilmemeyi, bilinmezliği tercih ediyor.
Tüm bu zamana ve mekâna muhtaç olayları, zamandan ve mekândan bağımsız olan Allah var ettiği için, hareketi, maddeyi, zamanı ve evreni yarattığı için Yaratıcı maddeyi de bilir zamanı da. Zaman ve madde Allah için farklı şeyler değildir. Bize ne kadar farklı gelse de... "Ol dedi ve oldu" kavramı Allah için zamansız olsa da bizler için olmuştu, oluyor ve olacaktır. Tıpkı evrimin bize göre milyonlarca yıldır olduğu ancak Allah katında Allah'ın ol demesi ile olup bitmiş bir iş olduğu gibi...
Tüm bu anlatılanlar Allah'ın bizlere özgür irade vermiş olmasına engel değildir. Aksine zamanı yaratmış olması içinde bizlerin istediğimiz gibi yürümemize fırsat vermesidir. Klasik kadercilik zihniyeti Emeviler tarafından İslam'ı siyasi amellerine alet edebilmek adına dikte edilen sapkın bir inançtır ki bugün hâlâ siyasi otoriteler tarafından ülkemizde de dünyanın aklen bir çok geri kalmış ülkesinde de bu Emevi kaderciliği empoze edilmeye çalışılmaktadır.
Oysa Allah evrene yasalar ve ölçüler koymuş ve bunun adına kader demiştir. Kütle çekimi gibi, suyun kaldırma kuvveti gibi, elektro manyetik kuvvetler gibi... Zaten "kdr" kökünden türeyen kader kelimesi "kadar" gibi ölçü, değer anlamına gelir. Allah yer çekimi yasasını kader olarak koymuştur. 9,80 m/sn² dir. Bu kaderdir. Ancak 10. Kattan bu ivmeye rağmen atlamak ya da atlamamak yaratılanın hür iradesidir..
Kıvanç ŞENGÖZ 20mart 2024